Türkiye’de faaliyet gösteren kurumların çoğunluğunu küçük ve orta ölçekli işletmeler yani KOBİ'ler oluşturmaktadır. Bu işletmelerin Türk ve dünya ekonomilerine katkıları yadsınamaz ölçüde. Türkiye’de faaliyette bulunan küçük ve orta boy işletmelerin yüzde 90’a varan büyük çoğunluğu insan kaynakları konusuna yeterince ilgi göstermediği ve önem vermediği için verimlilik ve kalite açısından gelişme gösteremiyor. Oysa ölçeği ne olursa olsun işletmeler için insan kaynağı tedarik ve seçim süreci işletmenin her biriminin performansının temel belirleyicilerinden biri. Dahası, KOBİ’ler açısından bu süreç hayati öneme sahip.
Zira insani ve biçimsel olmayan ilişkilerin ön planda olduğu bu işletmelerde beceri ve kişisel özellikler açısından çalışanların uyumu başarının temel dayanaklarından biri haline geliyor. İnsan kaynaklarının önemini ünlü sanayici işadamı Sakıp Sabancı yeni kurdukları modern bir tesisi gezerken şöyle vurgular:
“Burasını kurarken Avrupa’dan dönemin en son model makinelerini getirttik. Tesise ve makinelere büyük yatırımlar yaptık. Fakat ürettiğimiz ürünün kalitesi bizi memnun etmedi. Araştırdık gördük ki o makineleri kullanacak çalışanlara yatırım yapmadık. Bir kez daha anladık ki insana yapılan yatırım en büyük yatırımdır.”
İnsan kaynaklarına yatırım yapılması işletmeler için öncelikli işler arasında olmasına rağmen ülkemizde halen personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine geçiş tam olarak sağlanamadı. İşletmelerin çoğunda insan kaynakları birimleri muhasebe birimi içersinde personel özlük işleri yapan bir birim olarak algılanıyor. Bu bakış açısı, yeterli deneyim ve bilgiye sahip olmayan personel ve yöneticilerin insan kaynağını yönetmeye çalışması sonucunda da firmaların kurumsallaşamadıkları ve kendilerini geliştiremedikleri görülüyor.
İlerlemenin ancak insan kaynakları yazınında geleneksel organizasyonlardan modern organizasyonlara geçişle birlikte yönetimin çalışanlara bakışında da bir değişim yaşanacağı; “onları birer maliyet unsuru” görme aşamasından “avantaj kaynağı” olarak görme aşamasına geçirildiği ifade ediliyor. Buna bağlı olarak personel bölümlerinin yerini İK, hatta stratejik İK depatmanlarının aldığı dile getirilir. Özellikle KOBİ’lerde bu anlayışın yaygınlığıyla yaşanan problemler çözümlenebilir.
İnsan kaynakları AB süreci ile önem kazanmaya başladı. Fakat KOBİ’lere yönelik yapılan araştırmalarda hala insan kaynakları yönetiminin kendilerine sağlayacağı faydalardan çok az haberdar oldukları gözleniyor. Kobilerin daha çok patron firmalar olması, onların da yeniliklere açık olmaması ve alıştıkları sistemde firmalarını yönetmeyi istedikleri de gözlemleniyor. Bir başka çatışma da II. Kuşak yöneticilerin bu konunun farkında olmalarına rağmen I. Kuşak yöneticileri bu konuda ikna edememeleri konusunda yaşanıyor.
Bu da kurumsallaşmanın öneminin farkında olunsa da hayata geçirilmesinin gecikmesine sebep oluyor. Gerekli bilgi birikimine sahip olmama, mevzuat ve insan kaynakları uygulamaları konusunda tecrübeli personel ve yöneticilerin az olması sektörün gelişimine engel teşkil eder. Bu konudaki yenileşmenin insan kaynakları yönetim danışmanlığı şirketlerinden destek alarak çözümlenmesi en doğru yöntemdir.
Kobilerin bu hizmetler için kaynak ayırmaması karşılaşılan en büyük sorunlardandır. Fakat insan kaynakları danışmanlık hizmetlerinin alınması AB fonları hizmet alımı ve KOSGEB tarafından da verilen çeşitli kredilerle destekleniyor.