Dizel araç kullanıcıları bilirler. Özellikle soğuk günlerde dizel araçların motorlarını bir süre ısıtmak gerekiyor. Gelişen teknoloji ile özellikle benzinli motorlar ve yeni nesil dizel araçlarda bu süre kısalmış olsa da yine de belli bir süre motora zaman tanımak gerekiyor. Yeterli ısınma olmadan hareket etme alışkanlığı olursa hızlı yıpranma, performans düşüklüğü gibi sorunlar ortaya çıkıyor.
Hayır, sandığınız gibi kriz nedeniyle Ar-Ge danışmanlığından araba tamirciliğine geçmedim. Aslında ikinci bir meslek olarak oldukça kârlı bir iş gibi görünse de ben Ar-Ge gibi yerleşik kültürü bulunmayan hassas bir konuda eğitimlerin öneminden bahsetmek istiyorum.
Aynı soğuk havalarda araçlarımızı ısıtmak için gösterdiğimiz sabrı Ar-Ge yapılanmasının başlangıcında Ar-Ge departmanının çalışanlarına da göstermemiz gerekiyor. Bundan önce ürün geliştirme faaliyetlerinde bulunmuş ekiplerden bir anda nitelikli Ar-Ge projeleri beklentisi içerisine girildiğinde sorunlar çok kısa zamanda kronikleşebiliyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da değişim çalışanları korkuttuğu için ciddi bir direnç oluşuyor.
Diğer taraftan Ar-Ge süreçlerine hakim olmayan yöneticiler de eski alışkanlıklarının esiri olarak zamansız baskılar ile Ar-Ge çalışanlarını farkında olmadan demotive edebiliyor. Anlık proje değişiklikleri, zamansız talepler ya da sabırsız istekler nedeniyle projeler Ar-Ge’den tekrar Ür-Ge’ye, kalite iyileştirmeye veya satış-pazarlama faaliyetlerine dönüşüyor. Bu durum hem yöneticiler hem de Ar-Ge departmanı çalışanları için kaos yaratırken, toz duman arasında gerçekten katma değerli projeler de boşa gitmiş oluyor.
Bu tür, her işletmede olabilecek (ki ben bunun Türkiye’nin sektör lideri firmalarında yaşandığına her gün şahit oluyorum) yöntem problemlerini çözmek için atılması gereken birinci adım eğitimlerdir. İşletmelerin belirli performans değerlerine ulaşabilen projeler geliştirebilmesi için Ar-Ge yapılanması, Ar-Ge projelerinin hazırlanması/yönetilmesi, proje seçim ve önceliklendirme kriterleri, Ar-Ge’nin denetlenmesi gibi konu başlıklarında eğitimler alması gerekiyor. Ancak bu şekilde bütün çalışanların ve yöneticilerin aynı dili konuşabilmesi ve herkesin neyi ne zaman isteyeceğini bilmesi mümkün olur. Elbette bu eğitimler sınav geçmek için değil, özümseyip işletmeye uyarlamak adına alınmalıdır.
Bu noktada bir arkadaşımın başından geçen kısa bir olay ile benim görüşüme karşı savı açıklamak istiyorum. Arkadaşım daha çok küçükken babası onu bir akşam teknelerin bağlı olduğu iskeleden suya atmış. Arkadaşım bir iki çırpınmadan sonra can havli ile kendi kendine yüzmeye başlamış ve yüzmeyi böyle öğrenmiş. Ar-Ge projeleri ve Ar-Ge kültürü, proje geliştiren şirketlerin yüzde 95’inde bu hikâyedeki gibi gelişiyor. Çoğu şirket, şartların getirdiği mecburiyetlerden dolayı çoğu zaman el yordamı ile Ar-Ge yapmaya başlar ve genlerimizde olan o garip özellik (işleri son ana bırakma diyelim) nedeniyle de projeler bir şekilde yürütülmeye devam eder.
Elbette sizler hangi görüşü benimseyip nasıl aksiyonlar alacağınız konusunda serbestsiniz. Ancak sözü yüzmeden açmışken sizlere başka bir soru yöneltmek istiyorum. Michael Phelps’i (2008 Çin olimpiyatlarının yüzmede 8 altın madalyalı efsane sporcu) 2008 olimpiyatları sırasında duymayanımız kalmamıştır. Peki, sizce Phelps yüzmeye daha 6 yaşındayken düzenli antrenmanlar yaparak mı başlamıştır, yoksa onu da babası bir akşam iskeleden mi atmıştır?
www.etkindestek.com