Birçok kişi iş yaşamında ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamadığından şikayetçidir. Aslına bakarsanız başarı da, huzur da tam burada yani hem İsa’yı hem de Musa’yı memnun etmekte yatar. Bu konunun başarılamamasının asıl nedeni; hassas dengeleri tesis edememektir. Dengeler bir kez bozulmaya görsün tekrar denge noktasına gelmek ciddi çaba gerektirir ve uzun zaman alır. Yaşanan bu süreç de hiç ama hiç kolay olmaz. Üzülenler, kırılanlar, ayrılanlar, kaybedenler bu sürecin en keyifsiz parçasıdır.
Böyle sıkıntıların en çok yaşandığı birimlerin başında da insan kaynakları gelir.
Nasıl satın alma birimi üretim birimi ve tedarikçileri ile saha ekipleri şirket içi birimler ve bayileri ile dengeyi sağlamak için satranç oynuyorsa bir benzerini de insan kaynakları birimi şirket çalışanları ve üst yönetim arasında yaşar.
Bu satranç oyununda İK’nın sürekli kollaması gereken hassas denge noktası, çalışanların ihtiyaç ve beklentileri ile şirket öncelikleri arasındaki karşılıklı ödünleşmeyi ayarlayabilmektir.
İşler iyi giderken bu dengeyi tesis etmek için insan kaynakları biriminin elinde birçok enstrüman mevcut iken, yaşadığımız bugünlerde olduğu gibi kriz dönemlerinde elde yalnızca birkaç atımlık kurşun bulunur. Bu nedenle eldeki kısıtlı kurşunları ihtiyatlı kullanmak ve doğru hedefe yönlendirmek maharet gerektirir.
İnsan kaynakları birimleri “kriz dönemlerinde dahi çalışanlar gibi düşüneceği ve onlar gibi tepki vereceği” konuları doğru bir şekilde belirlemeli ve üst yönetim karşısında kuvvetli tezler öne sürerek bu konularda geriye gidişe mani olabilmelidir.
Aslında çalışanların “olmazsa olmaz ihtiyaç ve beklentileri” belli. Çalışanlar öncelikle hijyen olarak adlandırabileceğimiz konularda alışageldikleri standartları kaybetmek istemez. Hatta bu şartların sürekli geliştirilmesi onları mutlu eder. Temiz, ferah, iyi aydınlatılmış ve iklimlendirilmiş çalışma alanları, iyi yemek, etkin iş güvenliği önlemleri, iyi organize edilmiş konforlu ulaşım, kullanışlı ve rahatlatıcı sosyal alanlar, kreş vb. olanaklar çalışanların önem verdiği hijyen koşulların başında gelir. Bu faktörlerin hemen ardından, çalışanlar, emeklerinin karşılığında aldıkları ücretlerin enflasyon karşısında erimemesi konusuna büyük hassasiyet gösterir.
İnsan kaynakları profesyonelleri, çalışanlara, sıralanan bu konularda onlarla paralel düşündüklerini hissettirmeli ve aynı zamanda bu konuları daha da iyileştirmek için çaba göstermeli. Çalışanları memnun etmek için bu konu şarttır.
Hijyen ihtiyaçları tatmin olmuş çalışanların şirkete bağlılık düzeyleri artar, kafalarında soru işaretleri azalır ve istekle çalışırlar.
Araştırmalar, maalesef, son 5 yılda ülkemizdeki birçok şirketin hijyen koşullarda 2000’li yılların başında eriştiği noktadan hızla geriye gittiğini gösteriyor. İnsan hafızası “yaşanan iyi günleri unutmuyor” ve geçmişe özlem duygusu ağır basarak “nerede eski günler” nostaljisi ile bugünlerde mutsuzluk hüküm sürmeye başlıyor.
Bu yüzden çalışanlar hijyen faktörlere yönelik beklentilerinin üst yönetime aktarılmasını ve bu konularda elde edilen hakların aksamadan kendilerine sunulmasını insan kaynakları bölümünden birincil öncelikle bekliyor. Diğer bir deyişle, İK birimini kendi haklarının savunucusu ve kazanılmış hakların sürekliliğini sağlayan bir birim olarak görmek istiyor.
Üst yönetim, hassas konularda konunun muhatapları ile karşı karşıya gelmek istemez. Bu noktada bir aracı vasıtasıyla bazı kararları yaşama geçirmeyi tercih eder. Konu insan olunca da doğal olarak sorumluluk İnsan Kaynakları biriminin önüne düşer.
Hijyen faktörlerin çalışanlar açısından ne kadar önemli olduğunun farkında olmayan ve biraz da üst yönetime kendini beğendirmek arzusunda olan bazı İK birimleri, hijyen faktörlerde tasarruflar yapmak konusunda cengaver gibi davranır. Fakat uygulama aşamasında üst yönetimin bir anda ortadan kaybolması ile yapayalnız kalabilirler. Tüm çalışanlar ve onların yöneticileri mutsuzluğun acı faturasını İK birimine keser ve bu birim için savaş tamtamları çalınmaya başlanır. Şartlar iyileşmedikçe, gelen eleştirilerin dozu artar, konu İK birimi yöneticisinin varlığının sorgulanması noktasına kadar gider.
Akıllı insan kaynakları birimleri hijyen faktörlerde sonuna kadar çalışanların yanında olurken ve bu çabalarını tüm çalışan ve yöneticilerine hissettirirlerken, verimlilik ve performans yönetimi konularında da kimsenin gözünün yaşına bakmayarak üst yönetimin takdirini toplarlar. Üst yönetim, başlangıçta cepten para çıkmasına biraz homurdansa da çalışanların huzurlu bir şekilde çalıştığını görüp rahatlayınca itirazlarını geri çekip sessiz kalmayı tercih eder.
Bu noktaya gelmek önemlidir. Çünkü bu noktada hem İsa’ya hem de Musa’ya yaranmanın büyülü mutluluğu İK biriminin içini kaplar. Bu birimin varlık nedeni tüm çalışan ve yöneticilerce idrak edilir.