divExpoturkishBanner

Ekonomik krizin düşüşe geçtiğini düşünüyor musunuz?


 
Kariyer

Haydi bir sefer de kendi kendimize akıl verelim...
05.05.2009

“Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir?”

Halil Cibran

Eğitimlerde ve koçluk çalışmalarında uyguladığım çok sevdiğim bir çalışma var. Kişilerin uzak ve yakın gelecekleri üzerine düşünmelerini sağlayıp bir tasarım yaratmalarını bekliyorum. Kendilerini olmasını istedikleri geleceğin içinde hayal etmeleri için teşvik ediyorum. Bu tasarımı yaparken istedikleri kadar özgür olduklarını, önlerinde herhangi bir engel olmadığını söylememe rağmen, ilk önce bugünün koşulları içinde düşünüp ona göre bir gelecek tasarımı yapılıyor. Bu konuda kişileri tekrar yönlendiriyorum istedikleri gibi bir tasarım yapabileceklerine ilişkin olarak. Biraz zorlanarak da olsa ikinci ya da üçüncü denemede gerçek istekler ortaya çıkıyor, tabii çekinerekten. Bu tasarımın birçok ayrıntısıyla ortaya çıkmasının ardından sorduğum soru şu oluyor: “o günkü halinle bugünkü sana akıl vermen gerekse neler söylerdin?”

Gerçekten ilginç sonuçlar alıyorum bu sorunun ardından. Zamanın değerini bilmek, boşa zaman harcamamak birçok akıl verme metninde belki de tek ortak nokta. Geçen ay geçirdiğim ve etkileri hala da sürmekte olan zorlu bir dönemin ardından, aklıma bu soruyu kendime sormak geldi. Acaba ben 10 yıl sonra bugünkü koşullarını ve zorluklarını yaşayan bana neler söylerdim, ne akıllar verirdim? Kısa bir an düşündükten sonra gerçekten kalbimi rahatlatan şu cümleler parmaklarımdan kâğıda döküldü:

“Unutma her şeyin bir çözümü ve kendi içinde bir zamanı var. Sen yapmak istediklerine odaklan yeter. Zamanını iyi değerlendir, çalışkan ol, artılarına odaklan. Yaşamının her anından hiç küsmeden keyif almaya çalış. Bir daha hiçbir zaman şimdikinden daha genç olmayacaksın. Tüm kaygı ve korkularını bir kenara bırakıp –onları kendi zihninle yarattığının farkında olarak- Ne yapmak istiyorsan onu yap bir an önce! Eyleme geçme vakti şimdi ve eyleme geçmek için gerekli olan güç de sende !”

Şimdi siz de şöyle bir arkanıza yaslanın ve içinde bulunduğunuz koşullardan, durumlardan zihninizi uzaklaştırarak yıllar sonrasında kendinizi olmak istediğiniz sizi mutlu edecek bir fotoğrafın içine yerleştirin. Ve o yıllar sonraki siz şimdiki halinize acaba ne akıllar verirdi, neler söylerdi dürüstçe düşünün ve yazın. Sonra da kendi duygularınıza bir bakın, acaba herhangi bir değişiklik – olumlu ya da olumsuz-  oldu mu? Hatta bu kendinize söylediklerinizden bugün için eylem planı çıkartmak gerekse ilk yapacağınız şey ne olurdu?

Bugünü daha iyi değerlendirmek, bugünün sıkıntılarını ve sorunlarını daha rahat atlatabilmek ve gerçek isteklerimize doğru yol almak için bir farklı düşünce yöntemi ise şöyle olabilir: Bir grup insanın önünde bir konuşma yapacaksınız ve bu konuşma yaşama veda etmeden önceki son konuşmanız olacak. Bu dünyadan ayrılmadan önce çevrenizdeki kişilere neler söylerdiniz?

Kendinizden geriye bu dünyada nasıl bir konuşma kalmasını isterdiniz?

İsterseniz bir örnek konuşma okuyalım: hastalığı nedeniyle yaşamının son günlerinde olan bir üniversite profesörünün, öğrencilerin karşısında verdiği “son konuşma” isimli seminerindeki sözlerinden bir bölüm şunları ifade ediyor:

“Bir gün, düşündüğünüzden daha az zamanınız olduğunu fark edebilirsiniz. Bu yüzden başkasının değil kendi hayatınızı yaşayın. Başkalarının düşüncelerinin değil, kendi kalbinizin peşinden koşun.”*

Peki, kalbimizin peşinden nasıl gideceğiz? Neler yapmamız lazım kalbimizin sesini doğru anlamak için? Bunu yapanlar var mı? Varsa mutlu oldular mı? gibi peş peşe bir çok soru bu yönergenin ardından geliveriyor. Çünkü kendi içinde birçok risk de taşıyabiliyor kalbinin peşinden gitmek. Aslında kalbimizin peşinden giderek mutluluğu bulup bulamayacağımız biraz da beklentilerimizle ilgili değil mi? Kalbimin peşinden gitmeyi seçtiğimde sürekli bir iyilik güzellik hali midir beklediğim acaba? Yaşadığım hayal kırıklıklarının kökeni bu beklentiye mi dayalıdır acaba? Kalbimin peşinden gitmek de bir yaşam tarzı getirecek bana ve bu yaşam tarzında illa da illa iyilik daimi mi olmalı? Bu sorulara vereceğimiz yanıtlar belki de zihnimizi bu konuda biraz daha açacak ve bugünün kararlarını etkileyecek…
Mutlu ve keyifli bugünlere…

HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Can Yücel

• *Konuşmayla ilgili daha fazla bilgiye ve video kaydına www.fikiratolyesi.com sayfasında başarı hikayeleri bölümünden ulaşabilirsiniz.

     
Yorum Yaz
Ad Soyad :

Ad Soyad alanı boş bırakılamaz.
E-posta :

Girmiş olduğunuz e-posta adresi hatalı ya da eksik. Lütfen kontrol ediniz.
Başlık :

Başlık alanı boş bırakılamaz.
Yorum:

Yorum alanı boş bırakılamaz.
Geri <  - 2 - 3 - 4
 
kobi.milliyet.com.tr'de yer alan her türlü bilgi, haber vs., bu konularda hizmet alınan üçüncü kişi ve/veya kişilerden sağlanmakta olup Milliyet Gazetecilik A.Ş. tarafından mümkün olabildiğince güncel tutulmaya çalışılmıştır. Sayfamızda yer alan bilgiler ve bu bilgilerin doğrulukları tarafımızca hiçbir şekilde garanti edilmemektedir. Milliyet Gazetecilik A.Ş., bu sitede yayınlanan haberlerin ve yer alan bilgilerin eksik, yanıltıcı veya hatalı olmasından ve bu bilgilere güvenilmesi sonucu doğabilecek maddi zararlardan dolayı sorumlu tutulamaz.