Eğer hırslı bir kişiliğe sahipseniz, büyük hedefleriniz varsa, bir an önce bir şeyler olmak da istiyorsanız, bu soruya “sen çıldırdın mı?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ancak, herkes sizin gibi düşünmüyor. Ülkemizde çok az rastlansa da, kendi kariyerlerini bir konuya odaklamış ve bu konuda uzmanlaşmak isteyen insanlar da var. Geçen hafta tanıştığım Osman Bey de, bu nadir kişilerden biri.
Kendisi, dile kolay, 35 yıldır aynı işi yapıyor. Bıkmadan usanmadan büyük bir heyecan içinde geçtiğini belirttiği onca yıl... Anlayacağınız üzere, Osman Bey, işinde ülkemiz çapında ön plana çıkmış “gerçek” uzmanlardan biri. Nitekim ülkemizde, yaptığı işi onun kadar bilen başka bir kimse kalmamış. Allah uzun ömür versin, ona birşey olsa, bu işin devamı için yurtdışından uzman getirmek dışında hiçbir seçenek bulunmuyor.
Osman Bey, bilgi ve deneyimlerini paylaşmak konusunda cimri biri değil. Aksine emekliliğe yaklaştığı hergün yana yakıla bilgi ve deneyimlerini aktaracak genç uzman adayları arıyor. Ancak ne yapsa nafile. Bir türlü bu konuda uzmanlaşmaya hevesli gençler bulamıyor. Yanında çalışmaya başlayan genç uzman adayları 7-8 ay çalıştıktan sonra “ben bu işi öğrendim, ben bu işten sıkıldım, benim yönetici olmam lazım” gibi nedenler öne sürerek yanından ayrılıp gidiyorlar. Gitme nedenleri, gördüğünüz gibi, Osman Bey’in onlara eziyet etmesi, bilgi saklaması gibi kişisel kaprisler değil. Asıl neden genç mühendislerin kariyerlerini böyle bir şekilde değerlendirmek istememeleri ya da başlangıçta ister gibi görünseler de gerekli sebatı gösterememeleri...
Osman Bey teknik bir adam, işine uygun bir eğitim geçmişi ve kişiliği var. Ortaokul çağlarından itibaren mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmiş. Meslek liselerine sanat okulu dendiği ve bu okulların gerçek teknik eleman yetiştirdiği dönemlerde böyle bir okulda öğrenim görmüş. Yani ağaç gençken eğilmiş. Üniversiteye gitmek istemiş. Ancak o dönem yaşanan uzun boykotlar, bu emeline ulaşmasını engellemiş. Daha sonraları özelleşen bir kamu iktisadi işletmesinde düz işçi olarak işe başlamış. Çalıştıkça tutku ile bağlandığı işinde uzmanlaşarak konusunda ülkemizin sayılı kişilerinden biri olmuş. Uzmanlaşma sürecinde meraklı kişiliği, yabancı dil bilmemesine rağmen yurtdışından gelen uzmanların yanında azimle birşeyler öğrenmek istemesi onu bugünlere kadar getirmiş.
Osman Bey’in çok pozitif bir kişiliği var. Yüzü hep gülüyor. Kendisi için her zaman, varsa yoksa işi ve ailesi gelmiş. Çalıştığı iş yerinde olup bitenler, iç dengeler, ilişkiler onu pek ilgilendirmemiş, şimdi de ilgilendirmiyor. Bakımına ve işletimine odaklandığı tesisin işler durumda olması ve günün gelişen teknolojik şartlarına adapte edilmesi onun en temel önceliği.
Kendisine ve ailesine yeten bir geliri var Osman Bey’in. Hiçbir krizde işi kaybederim, beni işten çıkarırlar kaygısı yaşamamış. Çünkü işinin uzmanı olduğu için bugüne kadar herkes “aman bir yere gitmesin” diye gözünün içine bakmış. O da bu durumu suistimal edip “giderim haaaa” gibilerinden şantajların içine girmemiş.
Günümüz çelişkiler dünyası... Bir yanda bu biyografinin kahramanı Osman Bey diğer yanda kariyerini bir türlü şekillendiremeyen onbinler... Osman Bey rahat, mutlu ve anlamlı bir yaşam sürerken, diğer yanda ne istediğine bir türlü karar veremeyen, belirli bir rotada sebat edemeyen onbinlerce mutsuz ve umutsuz insan…
Zahmet çekmeden, sebat etmeden, tutku ile bir işe sarılmadan, konusunda uzmanlaşmadan, birkaç şey başardıktan sonra mütevazılığı sürdürmeden kariyer denen o sihirli gelecek bir türlü gelmiyor. Ne kadar başka yol, yöntem denersek deneyelim…