Türkiye’de yeni bir dergi çıkarmak cesaret isteyen bir iş. Hele ki online dergi çıkarma, daha da zor. Türkiye’nin ilk online sinema dergisi Sinemalife.com’un kurucuları işe, bu zorluğa rağmen, projelerine çok inanarak başlamış.
Kasım ayında birinci yaşını kutlayan derginin kurucusu Soner Yıldırım ile 2 arkadaşının uzun zamandır aklında bir sinema dergisi çıkarma fikri varmış. Sinemalife.com’u kurarken günlerce düşünce jimnastiği yapan ekip, bütçelerinin az olmasına rağmen dışarıdan destek almadan, kendi imkânlarıyla zorlukları aşarak geniş kitlelere hitap etme hedefiyle yola çıkmış. Ekip önceleri sıkıntı yaşasa da gidetek daha fazla tanınmaya başlayan Sinemalife.com, yolunda emin adımlarla ilerliyor. Online bir sinema dergisini sektöre kabul ettirmenin çok zor olduğunu söyleyen Soner Yıldırım, Sinemalife.com’u Milliyet Kobi’ye anlattı.
Şirketinizin kurulma sürecinden bahseder misiniz?
Dergimiz 1 Kasım 2007 tarihinde sinemaya meraklı 3 kişinin bir araya gelmesiyle kuruldu. Aklımızda bir sinema dergisi çıkarmak fikri hep vardı. Fakat Türkiye’deki mevcut sinema dergilerinin tirajlarını düşününce çıkaracağımız derginin zorluklarla karşılaşacağının bilincindeydik. Biz de, bu durumu göz önünde bulundurarak, dijital dünyanın bir parçası olmak ve internet üzerinde bir dergi yapmak istedik. Dergimizin adını da Sinemalife koyduk.
Bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Aslında kurulum aşamasında çok fazla zorlukla karşılaşmadık desek abartı olmaz. Sadece isim üzerinde çok düşündük. Elimizde birçok isim vardı. Onların içinden ayıklama yapmak oldukça zor oldu. Çünkü isim hem herkesin aşina olabileceği hem de kalıcı bir isim olmalıydı. O kadar ismin arasından sinemanın aslında hayatın ta kendisi olduğundan yola çıkarak Sinemalife olsun dedik.
Kuruluş aşamasında yardım alabileceğiniz kişi ya da kurum var mıydı? Bu dönemde nasıl yardımlar almak isterdiniz?
Bir oluşumdan bahsediyorsak eğer, her oluşumun içindeki öğeler, güvendiği kişi ya da kuruluşlardan yardım almak ister. Fakat bizim böyle bir düşüncemiz olmadı. İlk başta kendimizi tatmin etmeliydik. Çünkü bu işin nasıl yapılacağı ile ilgili kafamızda zaten oluşumu bitirmiştik. İş, sadece tatbik noktasına gelmişti. Türkiye’de dergiciliğin durumunun iyi olmadığının bilincindeydik. Elinizde sıfır denilebilecek bütçe ile bu kadar geniş kitlelere hitap etmeyi düşünüyorsanız, beyninizi daha fazla yormanız gerekecektir doğal olarak. Biz de yardım almak yerine kuruluşumuzdaki 3 beyinle günlerce düşünce jimnastiği yaptık. Fakat şunu ilave etmeliyim; pazarlama, halkla ilişkiler konusunda bize destek sağlayabilecek, özellikle reklâm ajanslarına ihtiyaç duymadık değil. Bunu da kendi imkânlarımızı ve iletişim yeteneklerimizi kullanarak aşabileceğimize inandık. Şimdiye kadar da başarılı olduğumuzu düşünüyorum.
İşinizi sürdürürken en çok hangi alanlarda sıkıntı yaşıyorsunuz?
Bir kere şunu söylemeliyim ki; Türkiye’de bir dergi çıkarmak gerçekten zor. Hemen hemen her sektörün kendisini kabul ettiren, piyasada tanınan dergileri mevcut. Siz yeni bir şey yapıyorum iddiasıyla ortaya çıkıyorsunuz ve beni de kabul edin diyorsunuz! Dolayısıyla maça 1–0 yenik başlıyorsunuz. Kendimizi sektöre kabul ettirmek hiç de kolay olmadı. Bu anlamda sıkıntı yaşadık. Şimdi durum böyle değil. Sinemalife.com’u tanıması gerekenler tanıyor ve biliyor. Ama daha fazla kitlelere ulaşabilmemiz için pazarlama konusunda hâlâ daha eksiğimiz var. Bunun zamanla düzelebileceğini düşünüyorum. Çünkü artık basılı dergicilikten online yayıncılığa karşı bir geçiş söz konusu. Üstelik para vermeden, basılı neşriyattan çok çok daha fazla bilgi sahibi olabiliyor online dergi sayesinde. Dediğim gibi reklâm gelirleri, pazarlama konularında sıkıntı yaşadığımız gerçeğini yansıtmıyorum.
Sizce Türkiye’de kobilere yeterince önem veriliyor mu?
Bu soruyu şöyle cevaplamam da fayda var. Kobiler için son yıllarda birçok düzenlemeler yapıldı ve küçük işletmeler için bankalar bugün cazip oranlarda kredilerini de açtı. Ama kendi alanımızla ilgili böyle bir şey söz konusu değil. Bugün her sektörde “.com” üzerinden yayın yapan birçok kuruluş var ve inanılmaz hizmetler sağlanıyor. İnternet yayıncılığı için de yasal düzenlemeler yapılması lazım. Bu tip neşriyatlar için de yatırım yapılabilecek, daha fazla kitleye ulaşılabilecek birtakım teşviklerin olması lazım. Türkiye internet kullanımında dünyanın önde gelen ülkeleriyle yarışıyor. Bu anlamda yapılabilecek daha çok iş olduğunu düşünüyorum. En azından bu yarış halimiz bile göz önünde bulundurulmalı.
Teşvikleri yeterli buluyor musunuz?
Söylediğim gibi kobiler için yeterli olabilir belki ama kendi sektörümüzle alakalı maalesef yeterli değil. Yeterliyi bırakın hiç teşvik yok.
Sektörünüzle ilgili olumlu gelişmeleri ve sıkıntıları anlatır mısınız?
Biz Türkiye’nin ilk online sinema dergisiyiz. Bu yapıdaki sinema dergiciliğini bu ülkede ilk biz başlattık. Bunun haklı gururunu yaşıyoruz. Biz bir kapı araladık ve bu kapıdan içeri giren oldu. Bu dergicilik dünyası açısından iyi bir gelişme. Tabii Türkiye’de online bir dergi çıkarmak gerçekten zor ve maliyetli bir iş. Belki basılı bir dergi kadar maliyetli olmasa da sonuçta teorik bilgi veriyorsunuz ve ekibinize telif ödüyorsunuz. Bunun maliyeti var. Bu maliyeti karşılayabilecek reklâmı alamıyorsunuz; sıkıntı burada. Hem de kendi sektörünüzden bile alamıyorsunuz. Bunun için zamana ihtiyaç var. Basılı bir neşriyatla bu anlamda boy ölçüşemezsiniz bugün. Fakat önümüzdeki yıllarda, kesinlikle bu böyle olmayacaktır. Çünkü güçlükle çıkan dergiler bile kapanıyor. En büyük sıkıntımız bu. Tabiî ki sektörel bir dergi çıkarıyorsanız reklâm alanınız dar oluyor. Neden? Çünkü sizin girebileceğiniz reklâm sektörleri belli. Ben dergime bir tekstil reklâmı giremem. En azından okuyucuma saygımdan giremem. Bunlar hali hazırda bizim yaşadığımız sıkıntılar olarak göze çarpıyor. Ama gelecek dönemden ümitliyim. Çünkü artık internet üzerinden yayıncılık çok daha popüler hale geliyor. Bu da bizim için olumlu bir gelişme.















'Desteğe İhtiyacımız Olduğu Unutulmamalı'
Röportaj
"Patent ofisleri herkesi bilgilendirdi"
“Otomotiv sektörünün öncülerinden olmayı hedefliyoruz”
Geri dönüşüm sektörü "hurdacı" kimliğinden sıyrılıyor