Yaşadığımız dönemin tüm patronlar için fevkalade zor olduğunun farkındayım. Sadece finansal piyasalarda değil, ekonominin bütün alanlarında korku ve paranoya hâkim olmuş durumda. Birkaç hafta kadar önce bir finansal hizmetler şirketinde çalışan bitkin düşmüş bir yönetici bana çalışanlarından yüzde 10'unu işten çıkarırken ne kadar üzüldüğünü ve geriye kalanları avutmak ve motive etmek için ne kadar çok uğraşmak zorunda kaldığını anlatmıştı. İmalatçı bir şirketin CEO'luğunu yapan ortak bir arkadaşımızdan bu dertli yöneticiye "biraz şefkat göstermesini" istediğimde ise bana kendisinin de şeytanlarla boğuştuğunu, daha geçenlerde şirketindeki iş gücünün yüzde 20'sine güle güle demek zorunda kaldığını itiraf etti. Yine de bu arkadaşımıza yardıma koşmayı da ihmal etmedi.
Birbirine bu kadar benzer dertleri olan iki arkadaşa birden rastlamam elbette tesadüf değildi çünkü bugünlerde bu tür sorunlardan uzak durabilen organizasyon sayısı oldukça az. Merhametlilikleriyle meşhur şirketlerde bile patronar, eleman tırpanlama yöntemine başvurmaya mecbur kalıyor. Fortune'un 2009 yılına ait "Çalışılacak En İyi 100 Şirket" listesinin ilk sırasında gösterilen NetApp, bu listenin yayınlanmasının üstünden 1 ay bile geçmeden toplam iş gücünün yüzde 6'sıyla yollarını ayıracağını duyurdu. Fortune'un 2008 sıralamasının birincisi Google ise bu yılın daha başında kadrolu yüzlerce elemanını işten çıkardı bile. Aslında patronların böylesine perişan olmalarının tek nedeni işten çıkarmalar değil. Eleman azaltmaya gidilmeyen yerlerde bile insanlar, kendi başlarına aynı şeyin gelip gelmeyeceği şüphesine sahip ve içten içe yayılan bu korkuyla birlikte birtakım meydan okumalar yapabiliyorlar.
Geçmişte yıllarca birlikte çalıştığım teknoloji sektöründen bir CEO arkadaşım, çalışanlarına hiçbir şekilde işten çıkarma olmayacağını aksine gelecek yıl için ekstra eleman alınacağını bir duyuruyla bildirmeye kendini mecbur hissetmişti. Hatta kendi ifadesiyle, "Ne kadar sağlam olduğumuzu defalarca anlatmama rağmen insanlar sürekli bana 'İşten çıkarmalar ne zaman başlayacak?' diye sorup durmaktan vazgeçmiyor" demişti. Ancak işlerin olağanüstü garantide olduğu şirketlerde bile daha az hasar verici de olsa gerçekten büyük hayal kırıklıkları yaşanıyor: Ücretler düşürülüyor, bütçeler tırpanlanıyor ve projeler rafa kaldırılıyor.
Sonuçta patronların çoğu, şu anda hiç de alışık olmadıkları yabancı bir arazide yön bulmaya çalışıyor. Şirketlerinin uzun süreli büyüme yıllarında keskinleştirdikleri beceriler ve yaklaşımlara rağmen bugün kendi rollerinin beklenmedik bir soruyla yeniden tanımlanmasına şahit oluyorlar: Havada korku bulutlarının dolaştığı, güven müessesesinin yerlerde süründüğü ve ileriye doğru uzanan yolun engebeliymiş gibi bir görüntü sergilediği bir dönemde, insanlar nasıl yönetilmeliler?
Yöneticilerin ve müdürlerin çoğu, iş sözleşmelerinde böylesi bir görev tanımının altına imza atmamıştır ve zaten tümünün de bu işte kendilerini ispatlamak isteyebilecekleri söylenemez. Ancak bu makale, öncelikle iyi bir patron olmanın neden bu kadar zor bir iş olduğunu netliğe kavuşturuyor. Daha sonra ise sıkıntılı dönemlerde en iyi performansı gösteren patronların neler yaptığını paylaşıyoruz, bu alanda kendilerini ispatlama niyetinde olanlara yardım etmeyi amaçlıyoruz.
Harvard Business Review















Fransa'da Türk Kadını Tanıtıldı
'Hayır' Demenin 5 Yolu
Büyük patronların özellikleri
Kontrollü olmak önemli
Öngörülebilir olun